Yazmak güzel şeydir; ben de naçizane dört yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda sizlerle beraber olmaya çalıştım; ve bundan sonra da inşallah yine böyle devam edecek.
Başlık biraz enteresan gelebilir, ancak yazımı tamamen okuduğunuzda eminim hepiniz olmasanız da birçoğunuz benden farklı düşünmeyeceksiniz, ya da en azından ben böyle kendimi teselli ediyorum. Neyse sözü fazla uzatmadan isterseniz mevzuya girelim:
Efendim, teknoloji dendiğinde aklınıza herhalde ilk olarak bilgisayar, cep telefonu, cep bilgisayarı, playstation, LCD televizyonlar, robotlar ve daha sayamayacağım birçok şey gelecektir. Teknolojinin gelişmesi her zaman için insanlığın yararınadır elbette. Teknoloji sayesinde bugün insanoğlu istisnalar fazla da olsa daha stabil bir hayat sürmekte ve hayatı kolaylaşmaktadır.
Ancak bugün teknolojinin nimetlerinden bahsetmek istemiyorum, bu zaten hepinizin malumu. Benim bugün özellikle üzerinde durmak istediğim olay teknolojinin gelişmesiyle beraber duygusal dünyamızın da yavaş yavaş değişmeye başladığı gerçeği. Maalesef bu doğru. Sıkça işitmeye başladık bugünlerde: Ah ah nerde kaldı o eski aşklar, romantik anlar?
Zaman gerçekten çok değişti, ama bunu söyleyen de benim gibi genç nesilden biri olunca bazılarınız dediğimi ciddiye almayabilir. Ancak o günleri yaşamasam da biliyorum ki eskiden sadece aşk değil, her şey bambaşkaydı. Ben bile çocukluğumdan bu yana geçen zamanı düşünüyorum da… Gerçekten neden o günler bana çok farklı geliyor? Ben değiştim diye mi yoksa dünya mı değişti? Sanırım ikimiz de değiştik. Ama bu pek de benim hoşuma gitmiyor açıkçası.
Aşkın geçmişte daha özel ve güzel olması nasıl açıklanabilir? Aslında bunun için birçok sebep sayılabilir. Özellikle biz bir şeyi gerçekten unuttuk: Özlem duymayı. Cep telefonları, MSN’di şuydu buydu derken acaba insan sevgilisini özleyeceği zaman aralığını bulabiliyor mu artık? İstisnalar dışında bu sorunun cevabı maalesef olumsuz. Düşünün, iki sevgili her gün her dakika mesajlaşıyorlar, ardından kısa süren birlikteliğin ardından ayrılan sevgililere sıkça rastlıyoruz. Neden? Bunda kanımca en önemli etken insanların birbirini çok kısa sürede tanıması, ya da en azından öyle zannetmesi. Oysa eskiden belirli aralıklarla buluşulur, yüz yüze her şey konuşulur, tartışılırdı. Sevgililer ayrılırken bile mesajla yapıyor bunu düşünebiliyor musunuz?
Bazen çevremde duyuyorum ve gerçekten gülüyorum: "Ya arkadaşım benim sevgilimle konuşacak hiçbir konum yok, ne diyeceğimi bilemiyorum, ikimiz de sus pus oturuyoruz.” Şimdi bunu söyleyen arkadaş için herhalde birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar, sessiz yaşıyorlar aşklarını diyenleriniz olabilir. Ama yok, sandığınız gibi değil. Düşünün bir kere, sık sık MSN’de yazıştığınız bir sevgiliniz var, MSN’in yetmediği anlarda da cep telefonu tabii. Bu gibi araçlarla bu sıklıkta muhabbet ettiğinizde yüz yüze konuşacak konu bulamamanızdan tabi ne olabilir?
Aslında anlattığım olayı genellememek gerekiyor, ancak gerçekten aşk bir başka yaşanır oldu artık. Özlemek diye bir şey kalmadı. Oysa özlemek aşkı kuvvetlendirir, dinamizm katar.
Neyse, lafı her zamanki gibi gene çok uzattım. Benim bu konuda düşüncem böyle. Sorarsanız ki sen ne yapıyorsun böyle durumlarda diye… Hiç düşünmeden şunu söyleyebilirim: Zamana uymak lazım :)