Yazmak güzel şeydir; ben de naçizane dört yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda sizlerle beraber olmaya çalıştım; ve bundan sonra da inşallah yine böyle devam edecek.
Uzun süredir Rusya ile Gürcistan arasında devam eden gerginlik sonrası iki tarafta savaş baltalarını çıkardı ve çatışma başladı.Ancak Gürcistan’ın bu savaşta çok fazla etkili olamayacağını görmek için stratejist olmaya gerek yok; zira Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, istemeseniz de, bu dünyanın iki büyük ve farklı kutbu olarak öne çıkıyor.
Aslında savaş Gürcistan ve Rusya arasında değil, bildiğiniz gibi ABD ile Rusya arasında cereyan ediyor. Ancak olanlar yine masum sivillere oluyor ve onlarca insan bu savaşta pisi pisine ölürken, binlercesi de evinden barkından oluyor. Hal böyle olunca insan kendine soruyor: Neyi paylaşamıyor bu devletler? Hangi çıkar sivillerin bu şekilde ölmesine ve yurtlarından olmasına değer? Büyük devletlerin çıkarlarının faturaları neden hep savaşla ilgisi olmayan halka kesilir?
Bu soruların cevaplarını aslında çok iyi biliyoruz; ancak yapılabilecek bir şey yok. Dünyada barışın sağlanması için kurulmuş BM’nin de aslında hiçbir forsu yok artık. Sadece laf için demeçlerveren ve savaşın sonlanmasını isteyen BM’nin bugüne kadar gerçekten etkili olduğunu ben hiç hatırlamıyorum.
Şimdilik taraflar ateşkese uyuyor gibi görünse de, gerginliğin bir süre daha devam edeceği muhakkak.
Söz savaştan açılmışken, haberleri yakından takip edenlerdenseniz, Gürcistan ve Rusya arasındaki savaşı başta Türkiye olmak üzere tüm dünyaya aktaran bazı gazetecilerimizin de silahlı saldırıya uğradığını duymuşsunuzdur. İçlerinden bir tanesi de maalesef bir gözünü %99 olasılıkla kaybetmiş durumda. Bir haber yakalamak ve halkı bilgilendirmek için yola çıkan ve savaş kurbanı olan bu gazetecilerin herhalde o savaş bölgesine bir daha gitmeyeceğini düşünenleriniz olabilir; ancak yanıldığınızı peşin peşin söylemek zorundayım.
Bir gözünü büyük olasılıkla kaybedecek olan gazeteci arkadaşımıza ‘yine görev çıksa oraya gider misin’ şeklinde sorulan soruya ‘elbette’ demesi gerçekten meslek aşkının ne demek olduğunu bizlere göstermesi bakımından oldukça çarpıcı bir olay aslında. Habercilik aslında böyle bir şey; bu işe başlarken de bu gibi durumların hepsini kabul edip bu mesleğe başlanıyor. Kısacası bu işi sevmeden, gönül vermeden yapmanız mümkün değil.
Aslında hiçbir işi sevmeden yapmanın bir anlamı yok. İnsanın sevdiği, gönül verdiği bir işi yapması herhalde o kişinin hayatı boyunca mutlu olmasını sağlayacak bir etkendir. Çünkü biliyoruz ki günümüz iş koşullarında iş bulamayan birçok insan var; bulanların ise maalesef büyük bir çoğunluğu istedikleri işleri yapmıyorlar. Sevdiği işi yapan azınlıktaki kesim ise hem hayatını kazanmanın, hem de sevdiği işi yapmanın tadını çıkarıyor.
Umarım siz değerli okurlarım da şu hayatta sevdiğiniz işi yaparak hayatınızı idame ettirebilirsiniz.