Böbreğinin adı Nazlı Kıymet


Gazeteci Buket Aşçı, kronik börek yetmezliği sonucu böbreklerini kaybettiğini 2006 Haziran'ında öğrendi. 1 Mart 2007 gecesi Antalya'dan gelen "Böbrek bağışı var, uygun adaylardan biri de sizsiniz" haberiyle hayata döndü.
Yeni böbreğine "Nazlı Kıymet" adını verdi. Onun için böbreği çok değerliydi artık. Nazlı Kıymet bir süre sonra kendisinden daha meşhur hale geldi... O artık yeni böbreği Nazlı Kıymet'i ve onun sağladığı yeni hayatını çok seviyor. Ona gözü gibi bakıyor.
Nakil şansını yakalayan nadir hastaların arasına katılan Vatan gazetesi köşe yazarı ve Vatan Kitap Yazı İşleri Müdürü Buket Aşçı, böbrek naklinin üzerinden henüz bir yıl geçmeden Türkiye'deki 40 bin böbrek hastasının duygu ve düşüncelerine, en önemlisi yaşadıklarına tercüman olacak deneyimlerini kitaplaştırdı. Hastalığı ilk ortaya çıktığında böbrek yetmezliği, diyaliz, organ nakli nedir sorularıyla boğuşan Aşçı'nın doktoru Prof. Dr. Alper Demirbaş'la yaptığı söyleşiden oluşan kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan "99 Sayfada Böbrek Nakli" adıyla çıktı. Kitap tüm diyaliz ve nakil hastalarına ışık tutacak doğru bilgileri ve merak edilen tüm detayları içeriyor.

Böbrek hastası olduğunuzu nasıl anladınız? Sizi böbrek nakline kadar götüren süreç nasıl başlamıştı?
Bir sabah kalktığınızda böbrek hastası olduğunuzu anlamıyorsunuz. Ben son altı ay boyunca kendimi aşırı yorgun hissediyor ama bunu çok çalışmama bağlıyordum. Artık çalışamayacak duruma gelince acil servise gittim. Bana istirahat verdiler ve evde aralıksız yattım. Bir koltuktan kalkıp diğerine geçecek mecalim yoktu. Sonunda böbreklerimin bittiği anlaşıldı.
Ondan sonraki süreç çok büyük bir şoktu. Doktordan çıktıktan sonra arkadaşlarımla buluşup kebap yemeyi planlarken ve de bir yandan yaz geliyor, Bozcaada'ya tatile gitmeyi, alışveriş yapmayı düşünürken bir anda bana "Donörün (organ vericisi) var mı?" diye sorulması karşısında yaşadığım şaşkınlığı anlatamam.

Kitabı okuyunca, gazeteci olmanın hasta olarak sizde farklı bir bakış açısı yarattığını gördüm. Bu bakış açısı süreci kolaylaştırdı mı?
Bunları yaşamadan önce bilinçli bir vatandaş olarak organlarımı bağışlamıştım ama diyaliz nedir, böbrek yetmezliği nedir hiçbir şey bilmiyordum. İlk önce kendine acımayı bırak dedim kendime. Bu bir sorun. Çözümü var mı, var. Bu ülkede insanlar nakil oluyor. Onlar nakil olmayı başardıysa sen niye olamıyorsun? Peki bu durumda ne yaparsın? Türkiye'deki en çok nakli yapan beş merkeze gittim.
O merkezlerde hastalarla, doktorlarla röportaj yaptım. O sırada bekleme listesine yazıldım.

Yaptığımız organ nakli haberlerinde belki biraz klişedir ama "İkinci hayatına yeni kalbiyle, böbreğiyle başladı" deriz. Gerçekten böyle mi hissediliyormuş?
Aynen öyle. Ama yeni hayatın ne olduğunu altı ay sonra daha iyi anlayacağımın farkındayım. Yeni hayatımda artık sigara içmiyorum, zamanımı çok daha iyi kullanıyorum, spor yapıyorum. En önemlisi ertelediğim bütün planlarımı yapmak istiyorum. Eski hayatımın tek alışkanlığı devam ediyor, hâlâ çok uyuyorum.

Böbreğinize ilk başta yavaş çalıştığı için doktorunuz Nazlı, siz de Kıymet adını koyarak "Nazlı Kıymet" adını vermişsiniz. Yeni böbreğe ad koymak nereden aklınıza geldi?
Daha önce diyalizde fistülüme (diyalize girebilmek için yapılan büyük bir damar) de isim vermiştim "Nezaket" diye. İsim verip konuşmuştum onunla. Böbreğime Kıymet ismini koyduğumu rüyamda görmüştüm. Naklin ertesi sabahı Alper bey geldi ve "Bu böbrek çalışacak ama önce biraz yavaş çalışacak. Gel, isminin başına Nazlı ekleyelim" dedi. Şimdi Nazlı Kıymet bir karakter oldu. Hatta ünlendi. Bir doktorla tanıştığımda "Siz o meşhur böbreğin takıldığı hastasınız" diye beni tanıyorlar. Böbreğimi çok seviyorum.

"Nakil beklerken 'yaşıyorum' diye uyanıyorsunuz" Kitapta pek çok diyaliz hastasının nakilden haberi olmadığından ve nakilden korkmalarına neden olabilecek yanlış bilgilerin ortalıkta dolaştığından bahsediyorsunuz. Nedir bu mitler?
"Nakilden sonra diş çektirebilir miyiz? Bir yerimize bir şey olursa bize ne yapacaklar? Bundan sonra narkoz alırsak böbrek atacak, grip olursam böbrek atacak" gibi hurafeler var. Ayrıca bu ameliyat çok abartılıyor. Oysa çok zor bir ameliyat değil.
Organ beklemek çok acı bir şey, organ yetmezliği çok acı bir hastalık. Böbrek naklini beklerken her sabah, "Bugün de yaşıyorum, bugün de ölmedim" diye uyanıyorsunuz. Bu durumda 40 bin insan var ve biz bunu görmezden geliyoruz. Her yıl bu sayıya yedi-sekiz bin kişi ekleniyor.

Organ bağışının yetersizliğine karşı neler yapılmalı?
Avrupa'da "Organlarınızı bağışlar mısınız?" diye sorulduğunda yüzde 30'u "evet" yanıtını veriyor. Türkiye'de ise bu oran yüzde 60. Üstelik Türkiye'de şöyle bir şey var. Siz organlarınızı bağışlamış olabilirsiniz ama aileniz hayır derse olmuyor. Aile en acılı anında "Çocuğunuzun organlarını bağışlar mısınız?" sorusuyla muhatap oluyor.
O yüzden "Halk bağışlamıyor" lafına çok kızıyorum. Ailelere haksızlık ediliyor. Çünkü ülkemizde aileler öyle Avrupa'daki büyük kampanyalar, eğitimler sonucunda organ nakline inanıp çocuklarının organlarını bağışlamıyor. Gerçekten vicdanlarıyla bir başka insanı düşünerek yapıyorlar bunu.

"Her yemek aslında bir intihar eylemi"

Organ bekleyen hastaların durumu, iftarı olmayan oruca benziyor. Bugün böbrek nakli bekleyen 40 bin insan su içemiyor. Yediğiniz yemeğe potasyum olarak bakıyorsunuz. Bir insan hayatında kaç kez kalp krizi geçirme endişesi taşıyabilir? Bir diyaliz hastasıysanız günde beş kez bunu yaşarsınız.
Her yemek aslında bir intihar eylemidir. Potasyumu biraz fazla kaçırırsanız ölürsünüz. Muz yiyerek intihar eden bir diyaliz hastası var. Potasyum oranı çok yüksek olduğu için hasta fazla miktarda yiyor ve aşırı miktardaki potasyum kalp krizi geçirmesine neden oluyor. Aldığı intikama bakar mısınız?
Sağlıklı bir insan sebzenin, meyvenin tazesini yer, bir diyaliz hastası ise tam tersine tazesini yemez potasyum oranı yüksek olduğu için. Yine sağlıklı bir insan sağlığı için bol su içer, diyaliz hastası ise günde maksimum 1,5 litre sıvı tüketebilir.

"Böbrek taşımak bebek taşımak gibi"

Böbrek taşımak çok enteresan bir duygu. Bebek taşımak gibi. Aslında hamilelikten pek bir farkı yok. Kendinizden çok onu düşünüyorsunuz. Çünkü bir kere bu bir sorumluluk. Şakası yok bu işin. O iyi olduğu sürece ben iyiyim, ben iyi olduğum sürece o da iyi. Dolayısıyla birbirimizi besliyoruz. Böbreğime zarar verecek herhangi bir şeye izin vermem. Her kıymetli şey çok güzeldir, değerlidir ama çok da büyük sorumluluk gerektirir. Onu taşırken korkarsınız bir şey olacak diye.

Röportaj:
AYŞEGÜL AYDOĞAN ATAKAN / Milliyet

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !