Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
14/10/2007 · Kategori:
Kitap
Bir bayram sabahı herkese öncelikle günaydın. Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bayramını İstanbul'da geçirenin ortak derdi havanın epey bi bozmuş olması sanırım. Yağmur aralıksız geceden beri yağıyor ve şiddeti de yer yer artıyor. Gerçi yağmuru toplumca özlemiştik ya, o yüzden çok da canımı sıkmıyor bu durum, her ne kadar bu yağmur bizi eve hapse de.
Bugün medya sektöründeki tekelleşmeyle ilgili konuşacağım ve tabii ki konuyu bir yere bağlamak kaydıyla. Bugün görsel ve yazılı medya alanında monopol duruma gelen kişinin Aydın Doğan olduğundan herhalde herkesin haberi vardır. Kabaca elindeki gazeteleri sayarsak: Hürriyet (satış rakamı 600 bin küsür gün başına), Milliyet (300 bin gibi), Posta (700 bin + , ki en çok satan gazete konumunda), Radikal, Fanatik, Vatan... Hemen hemen başka dişe dokunur gazete kalmadı değil mi? Tekelleşmede basın olarak gayet başarılı. Medya sektöründeyse Kanal D, CNN TUrk ve yeni ele geçirdikleri STAR TV. Star ve Kanal D eskiden iki büyük rakipti, şimdiyse kardeş kardeş geçiniyorlar; rekabeti öldürdürler anlayacağınız. Star TV'nin elinde hali hazırda bir kanalı olan birine satılmasına baştan beri karşı oldum, ama bizim karşı olmamızın bir önemi yok elbette, devlet tekelleşmeye kendi dur diyemiyor ki, çanak tutuyor üstüne bir de. İş sırf TV ve gazetelerle kalsa iyi, Doğan Holding'in ayrıca pek çok dergisi de var; PC NET de bunlardan biri. PC NET, DBR'nin (Doğan Burda Razoli) kontrolünde ve bilgisayar dergileri arasında hatırı sayılır iyi bir yeri var, bu bir gerçek. Ancak piyasanın lideri her şeye rağmen Chip dergisi idi. Ama maalesef Chip geçtiğimiz günlerde DBR'ye satıldı ve Doğan Holding bu alanda da tekelleşti. Artık bilgisayar dergileri arasında da rekabet kalmadığını söyleyebiliriz. Ve unutmayın ki rekabetin olmadığı bir yerde müşteriler, yani bizler her zaman negatif yönde etkileniriz; çünkü rakiplerle uğraşmalarına gerek olmadan piyasayı kendileri belirlerler. Doğan Holding tekelleşmeye hızla devam ediyor, büyümekten kasıtları demek ki monopolleşmek, rekabet filan onlar için bir şey ifade etmiyor. TV alanında kendini daha da sağlam bir yere almak için D-Smart'ı çıkardılar ve eskiden bedava olan yayınlar (Yeşilçam TV, Dizi TV, Animal Planet gibi belgesel kanalları) hepsi şifreli yayına geçtiler ve D-Smart'ı almayan artık bu gibi tematik kanalları artık izleyemiyor. Anlayacağınız bu alanda liderliğini iyice pekiştirmiş durumda ve bir mucize olmazsa da medyanın tek devi Aydın Doğan'dır.
Bu bağlamda son günlerde 9. basımına ulaşan bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Emin Çölaşan'ın Hürriyet Gazetesi'nden kovulduktan sonra kaleme aldığı, medya gerçeğini gösteren kitabı: "Kovulduk ey halkım, unutma bizi!". Çok kısa süre içerisinde bitirdim kitabı ve gerçekten pek çok şey öğrendim. Emin Çölaşan'ı tanımayanımız yoktur, seveni çok olduğu kadar sevmeyeni de çok olan bir yazar, her şeyden önce bir gazeteci. Çölaşan'ın yazılarını genelde takip ederdim, onunla ters düştüğüm pek çok konu olmasına rağmen gene de okurdum, çünkü adam belgeleriyle konuşur ve ispat edemeyeceği şeyi genelde iddia etmezdi. Hala da öyle tabii, ancak bugün 18 yıllık gazetesinde artık köşe yazısını yazamıyor. Çünkü birilerinin çıkarlarına aykırı düştüğünden o gazeteyle ilişkisi kesilmesi gerekti ve bugün Hürriyet Emin Çölaşansız yoluna devam etmeye çalışıyor. Kitabın ayrıntısına girmek istemiyorum, ancak Çölaşan'ı sevmeseniz de okumanıza salık veririm, zira okuyacaklarınız belgelidir, yalan da yoktur.
Başka bir konuyla yine karşınızda olacağım, tekrar iyi bayramlar...
Kitap Hakkında Bilgiler:
Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi, Emin Çölaşan, yaklaşık 200 sayfa ve fiyatı 10 YTL.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
22/7/2007 · Kategori:
Kitap
Piraye... Nazım Hikmet'in karısı... Bu isimden esinlenen Canan Tan, Piraye adında bir roman yazmış ve bu romanı okumak ancak bu yaz günlerinde mümkün olabildi. Bir yakınım yıllar önce bu kitabı tavsiye etmişti, ama başka kitaplardan fırsatım olmamıştı; henüz bitirdiğim bu kitabı diğer okuduğum kitaplar gibi ufak bir yorumla size de aksettirmek istiyorum, zira bu roman için kelimeler dökmeye gerçekten değer.
Bir kadını gerçekten yakından tanıyabileceğiniz, iç dünyasını yakından izleyebileceğiniz, özellikle kadınların okuması gereken bir romandır Piraye. Ben erkek olarak Piraye'nin iç dünyasını görmüş olmaktan gerçekten mutluyum; romanın sonunda kişiler ve olaylar hayal ürünüdür demese gerçekten bu romana inanacağım; öyle gerçekçi ve hayatın içinden ve de güzel ki. Sonunu anlatmak olmaz, ama etkisinden uzunca bir süre kurtulacağınızı sanmıyorum. Akıcı bir dille bir solukta bitirilebilecek bir roman olan Piraye'nin üniversite yıllarıyla başlayan hayatını Diyarbakırlı bir ağayla evlenmesiyle devam eden hayat hikayesini okuyorsunuz. Açıkçası Piraye'yi tanımaktan gerçekten memnunum, onun yaşadıklarını, Canan Tan'ın kaleminden okurken benim gördüklerim, yaşadıklarımla karşılaştırınca gerçekten bazı anlar duygulanmadım değil. Bir romanın bir insanı ne kadar etkileyebileceği tamamen o kişinin kendini romana tam olarak vermesine bağlı.
Bu romanı okuyan hemen herkesin kesinlikle yazarın diğer kitaplarına da aynı merak ve istekle sarılacağına kuşkum yok; özellikle Piraye'nin benim için ayrı bir önemi var. Bu kitabı mümkün olursa benim için çok ama çok kıymetli olan birine vereceğim, o da okumalı bunu. Beyler, eğer kız arkadaşınıza hediye arıyorsanız, bu kitaptan daha güzelini bulamazsınız. Öyle gidip pahalı şeyler aramanıza lüzum yok, bu kitabı okuduklarında size karşı daha farklı bakacaklardır, iyi ya da kötü, denemesi bedava ;)
Kadının iç dünyasını daha yakından tanımak isteyen hemcinslerime şiddetle öneririm!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
9/2/2007 · Kategori:
Kitap
Her güzel şey gibi bir tatilin daha sonuna geldik. İki gün sonra gene okullu olup sınıfları dolduracağız. Okulu özledin mi diye sorsanız net bir yanıt veremem. Çünkü büyük bir ikilemdeyim. Arkadaşlarımı özledim, doğru; ama dersleri hiç özlediğimi söyleyemem. Öğrencilerin genel psikolojisini yaşıyorum aslında, farklı bir şey değil. Şu anki rahatlığı okul varken bulamayacağımı çok iyi biliyorum sonuçta. Öyle ya da böyle tatil bitiyor işte. Ama bu tatili boş geçirmek olmazdı. Elbette gezip tozdum, tiyatrolara gittim, internette takıldım. Ama bunun dışında sevdiğim bir alışkanlığım da vardır: Kitap okumak! Neyse ki okul varken okuyamaya zaman bulamadığım iki kitabı bu tatilde bitirebildim neredeyse, hem de sandığımdan kısa bir sürede.
İlki Uğur Dündar ve Haluk Şahin'in kaleme aldığı 'Haramzadenin Dönüşü' adlı kitaptı. Uğur Dündar'ı 7'den 77'ye tüm Türk halkı tanır ve çok sever, ben de dahil. Uğur abi eğer bir haber yapıyorsa mutlaka bir iş vardır derim ve inanırım, çünkü ona gerçekten güvenirim; bu çok önemli. Bir habercinin, araştırmacı gazetecinin bu güveni halka verebilmesi büyük bir başarıdır. Size Uğur Dündar'la ilgili okuduğum ufak bir şeyi anlatacağım; bu sayede onun bu halkın kendisine olan güveni konusunda ne kadar hassas olduğunu daha iyi anlayacağınızı sanıyorum: Uğur abi bugüne kadar hiç kredi kartı kullanmamış. Evet, böyle bir alışkanlığı yok. Tuhaf geliyor belki kulağa ama bunun sebebi nedir dersiniz? "Eğer bir gün farkında olmadan faturaların parası bir şekilde ödenmemişse, istem dışı olsa dahi böyle bir şey olsa ve aylar sonra Uğur abiye bir meblağ fatura edilse... Bu iki ihtimal yüzünden kredi kartı kullanmıyor Uğur abi. Borcunu ödememiş bir Uğur Dündar olmayı içine sindiremediğini görüyorsunuz; bu ayrıntıyı bile düşünecek titizlikte bir insan. Böyle birine kim güvenmez ki? Kitapa dönecek olursak; askerlik ve ekip arkadaşı Haluk Şahin'le kaleme aldığı bu kitap bir Haramzade'yi anlatıyor. Haramzade'nin tercümesi ise 'aslını inkar eden' demekmiş, bunu da kitaptan öğreniyorsunuz. Peki kitabın başlığı niye mi bu? Aslını inkar eden bir hortumcunun, dolandırıcının hikayesini okuyacaksınız da ondan. Bu kitabı size tavsiye ediyorum; eğer TV Gazeteciliğine merakınız varsa, veya o alandaysanız bu kitap tam size göre.
Diğer kitap da Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız'ın yazdığı "Abdi İpekçi'nin Hayatı" idi. Abdi İpekçi cinayetini bu kitabı okumadan evvel de bilirdim tabii ama çok fazla bilgim de yoktu bu konu hakkında. Bu kitabı okuyunca ufkumun genişlediğini düşündüm, aslında kitabı şu saatlerde hala bitirmiş değilim. 300 sayfalık bu kitabın şu an 250. sayfalarındayım. Bu kitabı size tavsiye etmemin en önemli nedeni sadece bir gazeteciyi tanımanın ötesinde o günün Türkiyesi'ini anlatması açısından da çok önemli bir kitap oluşundandır. Abdi İpekçi'yi daha yakından tanımak istiyorsanız bu kitabı okumanıza salık veririm.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
3/12/2006 · Kategori:
Kitap
A'dan Z'ye deyince aklınıza ilk ne geliyor? Eminim çoğunuz "Esra Ceyhan'la A'dan Z'ye" programını anımsıyorsunuz; benim de öyle... Bugün neden böyle bir konuyla karşınızda olduğuma gelince... Elbette bir nedeni var: A'dan Z'ye programından bahsedecek değilmi burada uzun uzadıya; maksadım sevdiğim bir ablam olarak gördüğüm Esra Ceyhan'ın 2005 tarihli 25000 adet basılan "Esra Ceyhan'la A'dan Z'ye" kitabını okuduktan sonra sizlerle yorumlarımı paylaşmaktı. Ben şahsını 98'li yıllarda ATV'de öğlenleri yayınlanan bu programıyla tanıdım. Onun programlarını tabii ki izleyecek vaktim olmazdı, ya okulda olurdum ya da başka bir meşgalim olurdu. Ayrıca ilk etapta kadınlara hitap ediyor gibi görünen bu programın kendi tarifiyle herkese açık bir program olduğu da bence doğru bir yargı. Yani A'dan Z'ye sadece ama sadece bir kadın programı olarak tanımlanamaz, en azından bu tanıma sığmaz diye düşünüyor Esra Ceyhan, ben de aynı fikirdeyim. Arada bir yakaladığım, izlediğim kadarıyla biliyorum, gerçekten iyi bir sunucu ve kendi söylemiyle iyi bir yayıncı. Kendini asla bir Televizyoncu olarak görmüyor, daha çok bir yayıncı olabilirim ben diyor çünkü yayın ile ilgili her şeyi A'dan Z'ye bildiğine inanıyor, Televizyonculuk ise çok dar kapsamlı ve onun mesleğini anlatmaya tek başına yetmiyor.
Kitabını tesadüfen görüp aldım, böyle bir kitabın varlığından haberim yoktu. Aslında bazılarınıza garip gelebilir; onca okunacak kitap varken neden Esra Ceyhan? Sadece onu tanımak istedim desem... Yayıncılığa ufak da olsa merakım var desem... Bunca yıldır başarıyla programını sürdüren Esra Ceyhan'ı bir de yazar olarak görmek istediğimi söylesem... Acaba size yeterli gelir mi? Cevabınız sizde saklı ama ben o kitabı görür görmez tereddüt etmeden aldım ve birkaç gün içinde de bitirdim, yaklaşık 220 sayfa. Kitabın indeksi de A'dan Z'ye doğru sıralanıyor. Aşk ile başlıyor, pek çok konuya giriyor ve Zaman ile kitabını sona erdiriyor.
Televizyonların bu ünlü simasını daha yakından tanımak istiyorsanız bu kitabı çok makul bir fiyata bulabileceğinizi söyleyebilirim rahatlıkla. Bir sonraki kitap yorumumda görüşmek dileğiyle...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
25/9/2006 · Kategori:
Kitap
Son günlerde beni düşündürürken güldüren bir kitabı devirdim: Akın Alıcı'nın
derlediği Tarihe Geçen Hazırcevaplar. Bu kitabın bize gösterdiği şey şu:
Geçmişte yaşamış büyük insanların olaylar karşısında verdiği yerinde ve zeka
dolu cevaplar... Toplam 174 sayfa. İşte size kitaptan ilgimi çeken
'hazırcevaplar':
***
Albert Einstein'ı bilmeyenimiz yoktur. Ünlü fizik profosörü birgün arabasıyla
bir konferansa gider. Şoförüyle konuşmaktadır ve şoförü:
-Siz hep konferanslarda aynı şeyleri söylüyorsunuz dikkat ettim de; ben bile
hepsini ezberledim, sizin yerinize dahi konuşabilirim.
-O halde bu konuşmayı benim yerime sen yap. Nasıl olsa gittiğimiz konferansta
beni sima olarak tanımıyorlar.
Bu konuşmadan sonra şoförü onun yerine kürsüde konuşma yapmış ve Einstein da
onun şoförü olarak orada yer almış. Şoförü, dediği gibi konuşmasını aynen
Einstein gibi yapmış, virgülünü dahi atlamadan. Sonra dinleyiciler kürsüdeki
sahte Einstein'a sorular sormaya başlamışlar. Hepsini bir şekilde cevaplamış,
ancak son gelen soruda afallayıp kalmış. Sonunda kıvrak zekasını kullanarak:
-Yani, öyle kolay bir soru sordunuz ki bu soruyu benim cevaplamama bile gerek
yok; şoförün dahi bu sualin yanıtı bilebilir.
Eliyle Einsten'i işaret etmiş ve o tabii ki bu cevabı vermiş.
***
Benjamin Franklin'e sormuşlar: Acaba ruh ölümsüz müdür? Cevabı ise: "Bugüne
kadar bu meseleyle meşgul olamadım, bundan sonra da olmayı lüzumsuz
buluyorum. Çünkü ihtiyarım, nasıl olsa pek yakında hiçbir zahmete gerek
kalmadan gerçeği öğreneceğim."
***
Abraham Lincoln ABD eski başkanıdır. Sima olarak da yakışıklı değildir.
Birgün politik bir tartışma koptuğunda muhalefetten biri: "Bu adam
ikiyüzlünün teki, inanmayın." demiş. Lincoln ise: "Ya ben ikiyüzlü olsam,
neden bu yüzü kullanayım ki?"
***
ABD başkanı George Wahsington'un sekreteri birgün işe geç kalır ve mazereti
şudur: "Efendim, saat geri kaldı, o nedenle geciktim." Washington'un cevabı
ise: "O halde ya sen kendine yeni bir saat almalısın, ya da ben yeni bir
sekreter!"
***
İngiltere eski başbakanı Winston Churchill doğum gününde genç bir fotoğrafçı:
"Umarım 100. doğum gününüzün de fotoğrafını çekebilirim." Churchill genci
şöyle bir süzmüş ve: "Niye mümkün olmasın delikanlı, bana oldukça zinde ve
sıhhatli görünüyorsun!"
***
Varlıklı bir adam çok içmiş ve tüm denizi içebileceğini iddia etmiştir; ve
kaybettiği takdirde de evini, arazisini kazananlara verecektir. Ertesi gün
uyandığında yaptığının ne kadar saçma olduğunu anlar, ama bir iddiaya
girmiştir bir kere. Yunanlı bir filozof ona bu konuda yardım eder. O gün
iddiaya girdiği kişilerle karşılaşır ve: "İddia hala geçerlidir, denizin
içeceğimi söylemiştim ancak bir sorun var. Ben sadece bu denizin suyunu
içerim diye bahse girdim, denize dökülen ırmakları ve çayları içmem söz
konusu değil. Irmak ve çayların yönünü değiştirirseniz denizi içerim."
***
Birgün Sokrates'e sormuşlar neden filozof olduğunu. Yanıtı ise: "Evlenin,
karınız iyiyse mutlu, değilse filozof olursunuz!"
***
Büyük İskender'den birgün bir dilenci para istemektedir. Aralarında şu
diyalog geçiyor:
-Az bir şey olsa ihsan etmez misiniz?
-Az şey vermek bana layık değildir.
-O halde çok ihsan ediniz.
-O da sana layık değildir.
***
Julius Cesar büyük bir imparatordu. Afrika'ya ayak bastıklarında dengesini
kaybederek yere kapaklanır; büyük bir imparatorun böyle bir zafiyet
göstermesi o zamanlar düşünülemezdi ve o an kendini şöyle kurtardı kumlara
sarılarak: "Ey Afrika! Sonunda sana sahip oldum ve asla bırakmaya niyetim
yok!
***
Napoleon Bonaparte bir İspanyol kralını devirmişti; ve kral o eziklik içinde:
"Siz para için savaşıyorsunuz. Biz en azından onurumuz ve şerefimiz için
savaşıyoruz." Napoleon'un cevabı ise: "Doğruyu söylüyorsunuz, kimin neye
gereksinimi varsa onun için savaşır."
***
Bernard Shaw'la evlenmek isteyen bir bayan: "Dünyadaki en iyi beyin sizde, en
güzel beden de bende. Evlenmemiz sonucu olacak çocuğu bir düşünsenize,
kusursuz olacak!" Shaw şu şekilde cevap verir: "Ya aklı senin gibi, bedeni
benim gibi olursa ne yapacağız?"
***
Eğer bir adamın sağ ayağı kızgın bir soba üzerinde, sol ayağı ise buz içinde
blunsa, istatikçi o adamın ortalama olarak rahat olduğunu söyler.
***
Bir filozofa sorarlar: Şansa inanır mısınız? o da cevaplar: "Evet, yoksa
haketmeyen insanların başarısını nasıl açıklardım!
***
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!