Günün Hikayesi
Linke bir bakın, gerçekten az ama öz bir hikaye...
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=3732&p=1&rid=153
Yazmak güzel şeydir; ben de naçizane dört yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda sizlerle beraber olmaya çalıştım; ve bundan sonra da inşallah yine böyle devam edecek.
Linke bir bakın, gerçekten az ama öz bir hikaye...
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=3732&p=1&rid=153
"Bir gün psikiyatristin muayenehanesine üzüntülü vaziyette birisi gelmiş ve başlamış konuşmaya;
- Benim ekonomik durumum son derece iyi. Maddi anlamda ulaşamadığım şey yok gibi. Sağlığım da yerinde. Ancak bir sorunum var.
- Nedir o?
- Neşelenemiyorum. Sürekli moralim bozuk. Şöyle gülmek, bazen kahkaha atmak, eğlenmek istiyorum. İşte bunun için size geldim.
-
Arkadaş, işin doğrusu bu olay, benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ancak
sana bir öneride bulunabilirim. Şu karşıya 10 gün önce bir sirk geldi.
Bir de palyaço var. Ben gittim. Çok güzeldi, özellikle de o palyaço
harikaydı. Gülmekten yerlere yattım, o kadar çok eğlendim ki... Sana da
o sirke gitmeni özellikle o palyaçoyu seyretmeni öneririm.
Bunun üzerine adamın suratı iyice asılmış ve adeta fısıltı halinde konuşmuş;
- O palyaço var ya... O benim işte..."
"Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok
etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren
kirpilermiş. Çünkü onların pekçok hayvan gibi kalın kürkleri yok,
kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri varmış. Bu durumdan en az
zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aranmaya
başlanmış. Nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına,
birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece
kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki
hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.
İlk
geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir
problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla
yaklaştıklarından, dikenleri nedeniyle yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha
sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu
sefer de donanlar olmuş. Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah
yakınlaşa, deneye yanıla, sonunda birbirlerinin vücut sıcaklığından
yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak
durmayı da öğrenmişler."
Kısacası; bizim de uzun dikenlerimiz
var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de
zararlı... Çoğu zaman kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.
Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza...
Ne
var ki sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek
kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı
öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...
Dr. Ofelya Cabral; Hipnoterapist ve aile hekimi
(08.12.2006 tarihinde Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanmıştır)

Bir insanı hayata ne bağlar acaba?...
Ya da ne sarsar silkeler de kendine getirir bir anda?...
Michael J. Fox'un başına gelenleri biliyorsunuz muhtemelen; peki ya görünenin ardında kalan silik ayrıntılar?...
Parkinson hastalığına yakalanıyor Michael J. Fox; bunu uzun bir dönem herkesten, ve hatta aslına bakarsanız kendinden bile saklıyor...
Aradan
geçen bu uzunca süre sonrasında parkinson hastalığı ve bu hastalığın
insanın hayatını altüst eden etkileri onun gerçek sorunlarla yüzyüze
gelmesine sebep oluyor, ve öncelikle alkol bağımlılığından kurtulmak
için adımlar atıyor...
Ardından doktor tedavisini kabul ediyor, herşeyin öncesinde hastalığını kabul ederek işe başlıyor...
ama
bu süreç içinde ailesi, menajeri ve bağlı bulunduğu film şirketinin en
yetkilileri dışında hiçkimseye haber verilmiyor durumla ilgili...
Tedavi
süreci boyunca dünyanın en iyilerinden biri olan doktoru m.j. fox'a
ameliyatın risk taşıdığını, belki de şimdilik gerek olmadığını, bu
dönem uzun zaman da alsa michael'in kendi kendisini tedavi etme şansı
bulunduğunu anlatıyor sürekli olarak...
Ancak nedense aynı doktor
bir gün aniden onu ameliyat etmeye karar verdiğini söylüyor... michael
şaşırıp sebebini sorunca şu cevabı veriyor doktor:
"Aldığın
ilaçlarla hep durumu idare edebildin, titremelerini saklayabildin...
film setlerine giderken bile bunu ayarlayabiliyorsun... ve elbette bu
riskli bir ameliyat; işte hep bu yüzden; yani çekimlerin aksayabilir,
kariyerin bitebilir korkusuyla tedavide daha ileri adımlar atmamızı
yavaşlatıyorsun, sinema kariyerine ara vermekten çekiniyorsun...
Ama geçtiğimiz günlerde bana birşey anlattın... Bazen küçük oğluna, sam'e
gece yatmadan önce masal okumak istediğinde kitabı tutarken çok
zorlandığını, hatta bazen sayfaları çeviremediğini, ve hatta bu konuda
bazen oğlundan yardım aldığını söyledin, veli toplantısına gitmekten
korktuğunu anlattın... michael; pek çok kişi televizyona çıkabilir, ama
sadece bir tek kişi çocuklarının babası olabilir..."
İşte hollywood'u
sarsan, bir basın toplantısıyla su yüzüne çıkıp sessiz sedasız
atlatılan bir hastalığın, m. j. fox'un imkansız zannedilen tedavi
sürecinin başlangıç noktası bu...
Sahi;
İnsan yaşadığı hayatı ne zaman ciddiye almaya başlar sizce?...
Kaynak: eksi sozluk
Orta çağlarda, İngiltere krallarından biri, ava çok meraklıymış. Yakın dostlarından bir baronla birlikte, saray erkânı ve uşaklarıyla sık sık avlanmaya çıkarmış... Çalınan borular, koşuşturan av köpekleri, patlayan tüfekler...
***
Kralın dostu olan baron, konuşurken sık sık tekrarladığı, diline pelesenk olmuş bir deyimle ünlüymüş; ikide birde:
- Her işte bir hayır vardır, dermiş.
***
Bir gün kralın av partilerinden birinde, bir kaza sonucu kralın ters patlayan tüfeği kralın başparmağını koparmış ve yakın arkadaşı baron, kendisine dönüp:
- Hiç üzülmeyin, demiş; her işte bir hayır vardır.
Başparmağı kopmuş olan kralın, bu söze karşı, can acısıyla tepesi o kadar, o kadar atmış ki; yakın dostu baronu hemen tutuklatıp zindana tıktırmış.
***
Aradan epey bir zaman geçmiş. Kral ve adamları Afrika ormanlarında avlanmaya gitmişler ve vahşi yamyamların eline tutsak düşmüşler.
Vahşi yamyamlar, kralın adamlarının hepsini, kazanlarda pişirip bir güzel yemişler.
Sadece, kendi inançlarına göre sakat birini yemek uğur getirmeyeceği için, başparmağı bulunmayan krala dokunmamışlar.
***
Kral sarayına dönüp geldiğinde, başparmağı kopuk eline bakarak, vaktiyle kendisine "Hiç üzülmeyin, her işte bir hayır vardır" diyen, yakın dostu baronu hatırlamış ve baronu zindandan çıkartıp kendisinden özür dilemeye başlamış:
- Gerçekten hayırlı olmuş başparmağımın kopması; yoksa yamyamlar beni de yiyeceklerdi. Senden çok özür diliyorum, boşuna attırmışım seni zindana, lütfen kusuruma bakma...
Baron yine:
- Her şeyde bir hayır vardır, demiş; hayırlı oldu beni zindana attırmanız da...
Kral sormuş:
- Nasıl hayırlı oldu?
- Zindana attırmasaydınız, ben de sizinle Afrika'daki av partisine gidecek ve sizinle birlikte tüm gidenler gibi, kazanlarda pişirilecektim...
***
Çetin Altan / Milliyet
« Önceki ::