Teknoloji ve aşk
Yazmak güzel şeydir; ben de naçizane dört yılı aşkın bir süredir bu sayfalarda sizlerle beraber olmaya çalıştım; ve bundan sonra da inşallah yine böyle devam edecek.
Bir 14 Şubat daha geldi çattı. Bugüne 'sevgililer günü' diyorlar. Bazıları tüketim çılgınlığı yaratmak için böyle bir gün icad edilmiş dese de geri kalan büyük bir kısmımız bu günü özel olarak addediyor ve kendisini sevgilisine ya da sevdiğine karşı sorumlu hissediyor bir şeyler yapabilmek için. Benim için de bugünün bir önemi yok, aynen anneler veya babalar gününün önemli olmaması gibi... Sonuçta sevdiklerini her gün hatırlamamız gerekir, 365 günün tek bir gününe tüm sevgimizi sığdırmamız ne mümkün. Kimisi 14 Şubat'a sevgilisi olmadan girdiği için bunalım takılıyor, hatta havanın soğuk olmasını göz ardı edersek, sırf mutlu sevgilileri görmemek için dışarı çıkmak istemeyenler bile var. Elbette bir insanın ruh ikizini bulması çok güzel bir olay, maalesef hepimiz bu konuda başarılı da olamıyoruz. Ama acelecilik yapmanın da alemi yok sanırım. Bu işler biraz da kadera bağlıdır; kısmetinizdeyse o kişi, zaten karşılaşırsınız bir gün muhakkak. 14 Şubat'ın bir özelliği yok, onu özel hale getiren ve ona çeşitli anlamlar yükleyen gene bizleriz. Aynı şekilde bunu yapan biz, bu günü görmezden de gelebiliriz tabii ki.
Şimdi bazılarınız düşünebilir niçin 14 Şubat'a bu kadar muhalefet ettiğimi? Benim bu günle bir alıp veremediğim yok tabii ki. Ama bazı insanlar öyle büyük takıntı haline getirmiş ki bu durumu, yazmadan edemedim.
Sonuç olarak diyeceğim o dur ki, sevgilinizi her gün hatırlayın, tek bir güne kalmasın ve de tabii ki bu güne yalnız girenler de üzülmesin, çünkü emin olsunlar yalnız değiller, bu dünyada milyonlarca yalnız insan var, sevgilisi olan da dahil...
Eski sevgiliyle arkadaş kalınmaz, kalınamaz. İstisnalar dışında ben bunu mümkün görmüyorum; kalan varsa da kendilerini kandırıyorlardır. Şimdi bir örnek vereyim size: Eski sevgilinizle bir şekilde ayrıldınız, nedeni önemli değil, arkadaş kalmak istediniz, sonra günün birinde bu eski sevgilinizin hayatına yeni birisi girdiği zaman siz bu durumu nasıl kaldırabileceksiniz? Beni ilgilendirmez nasılsa, onun hayatı mı diyeceksiniz? Onun arkadaşı olarak yanında olup sevgilisiyle yaşadıklarını size anlatmasını mı bekleyeceksiniz? Aranızda bu kadar midesiz olan var mı? Bunu başarabilenlere helal olsun diyorum, yani eski sevgilisiyle bir şekilde arkadaş kalabilmiş olanlara. Ama ben kalamam. Ama arkadaş kalmak istemek her zaman gerçekten arkadaş kalmak istenildiği için olmaz. Ayrılıktan sonra bu ilişkiyi kurtarmak isteyen taraflardan biri arkadaş kalmak isteyebilir eski sevgilisiyle, ve o da bunu kabul ederse eski sevgilisini hayatından çıkarmaktan kurtulur ve onu tekrar kazanmak için savaşır; başarırsa ne ala, yoksa bu arkadaşlık ayağı da kısa sürecektir. Kısacası eski sevgiliyle arkadaş olunmaz; hele hele sevgilinizle iyi bi arkadaş olmadan hemen çıkmaya başlamışsanız, arkadaş kalmanız gayet mantıksız, çünkü onu arkadaş olarak zaten arayamazsınız. Ama esk ibir dostunuz sonradan sevgiliniz olduysa ve yapamadıysanız, bu durumda tekrar dostluğa dönülmek istenebilir, ama bu da iki tarafa acı verir ve zorlu bir süreç bekler iki tarafı da.
Ben eski sevdiğimle arkadaş kalalım demiş bir insanım, bakın söylüyorum burada, ama bunu söyleme nedenim onla gerçekten arkadaş kalmak istediğim için değildi; onu hayatımdan çıkaracak gücü kendimde bulamamıştım ve bir umut onu tekrar elde etmeyi düşünmüştüm. Süreç devam ediyor... Ama bu başarılmadığında arkadaşlığın lafta kaldığını, aslında hiç olmadığını da görebilirsiniz. İki taraf için de azap verici bir dönem; siz onla beraberken arkadaşı gibi olamazsınız, ona dokunamaz, eskisi gibi gözlerine bakamaz, ona karışamaz, kıskanamazsınız, buna hakkınız olmaz. Olan her şeyi arkadaşı olarak yutmak zorunda kalırsınız; işte bu da midesiz olmayı gerektirir ki, ben değilim. Ama bu sevginin boyutuna da bağlı. Eğer çok büyük bir sevgiyse zaten konuşmaya bile gerek yok, mümkün değil. Ama çok kısa süren, ve güçlü olmayan bir sevgiden bahsediyorsak, arkadaş belki kalınabilir.
Zor bir soru gerçekten... Eğer onla olma şansınız yoksa asla arkadaş kalmaya kalkmayın, siz üzülürsünüz, bazen bir şeyleri bitirmek ve arkanı dönmeden çekip gitmek gerekir; çünkü o güzel anıları ileride hatırlayıp tebessüm etmek varken arkadaş kalmaya çalışırken birbirinizi fazlaca kırabilir, o güzel anıları da mahvedebilirsiniz. Bari yaşadıklarınız size kalsın, bozmayın bunu, diyeceklerim bunlar...
Arkadaş aşkı... Pekçoğunuzun başına gelmiştir şüphesiz. Bugün genel hatlarıyla bu konuya değinmek istiyorum.
Öncelikle
bir insan arkadaşına aşık olabilir, çok normal; hatta bu aşk daha
sağlam ve güvenilirdir diğer aşklara göre, çünkü bu aşkta sadece
fiziksel görünüşüne aşık olma yoktur, artık karakterini de tanıdığın
bir insanı sevdiğinden onu her şeyiyle kabul etmişsindir, bu iyi bir
şey; hele ki karşılığı varsa bu duyguların gerçekten harika bir
birliktelik doğabilir. Bu işin iyi yanı... Ancak... Bir de kötü yanı
var ki iyi tarafından çok fazla ağır basar; o da arkadaşına beslediğin
özel duyguların karşılıksız olmasıdır; böyle bir durumda o samimi
arkadaşını kaybetmen işten bile değildir maalesef, çok canını acıtır.
Eğer duygularını anlatmazsan belki yıllar yılı için içini yiyecek acaba
söyleseydim kabul eder miydi diye, bu da ayrı bir problem, söylesen de
terslenme durumun var ve dolayısıyla onu kaybetmek tabii. Şahsen ben
arkadaş aşkının akıllara zarar olduğunu düşünenlerdenim ve her ne kadar
bu aşka saygı duysam da, daha sağlam, ayakları yere basan bir aşk desem
de ben uzak dururum abi arkadaş aşkından, çünkü arkadaş kaybetmek
istemem, ne bi arkadaşım bana aşık olsun, ne de ben ona olayım, bu
kadar. Diyeceksiniz ki aşık olacak insanı biz seçmiyoruz ya, gönül bu,
ferman dinler mi? Dinler efendim, siz sürekli takıntı yapar, habire onu
düşünür de kafanızda yer ettirirseniz, onun her halinden hareketinden
yorum çıkarır hale gelirseniz ona aşık olduğunuzu sanırsınız. Birine 40
kere aptal diyin, kendini öyle sanmaz mı sanki? Onun gibi düşünün;
aslında bu yaşanılanların çoğu aşk bile değildir; arkadaş aşkında
dikkat çeken bir nokta da aşık olduğunu sanan kişinin aslında genelde
karşıdakine aşık olmadığı gerçeğidir. Alışkanlık ile aşkı birbirinden
ayırt etmemiz lazım; arkadaşın olarak onla sürekli vakit geçirdiğinden
ona bağlandığını hissedebiliyor insan, ama bu aşk değildir ki, vakit
geçirmekten haz alabilirsin, ona alışabilirsibn, sevebilirsin bu
yüzden, ama aşk çok başka bir şeydir. Bunu nasıl anlarsınız biliyor
musunuz? Eğer böyle bir arkadaş aşkınız varsa, açın duygularınızı bir
şekilde, reddedildiniz diyelim, aradan geçen günlerde onu çabucak
unutabiliyorsanız (tabii takıntı yapmamanız şartıyla) bu
yaşadıklarınızın aşk olmadığını gösterir. Çünkü onla dostane bir şeyler
paylaşmışsınız, sevgili anlamında hiçbir zaman beraber olmamışsınız,
düşünülecek de çok bir şey olmaz; sadece bir dostunuzu kaybettiğinize
yanarsınız o kadar.
Yeni tanıdığınız bir insanın sizi reddetmesi size çok koymaz, ne de
olsa hayatınızda zaten yeri olmayan bu insanın gene yeri olmayacağını
düşündüğümüzde kaybettiğimiz pek de bir şey yok gördüğünüz gibi. Ancak
arkadaş tarafından reddedildiğinizde bir dost kaybı oluyor haliyle.
Yani
demem o ki arkadaş aşkından elinizden geldiğince uzak durun, genelde
pek olumlu sonuçlanmıyor; ama halihazırda aşıksanız şu an,
duygularınızı söyleyecek cesaretiniz de varsa söyleyin, ama iyi
düşünün, işin sonunda iyi bir arkadaşınızı kaybetmek de var, ona göre.
Hayat güzeldir, hele hele sağlığımız yerindeyse, sevdiklerimiz yanımızdaysa, iş hayatında ya da akademik hayatta başarılı isek daha da mutluyuzdur, tadımızdan yenmez. Ama tüm bunların yanında bir de aşk hayatımız renkliyse herhalde bizden mutlusu yoktur. Aşk güzel şey, hakkında o kadar çok şey yazılıp çizilir ki hayret edersiniz, aşk hakkaten bu mu diye. Aslında yazılara kulak asmayın, çünkü herkes aşkı kendince yaşar, her aşkın başka bir hikayesi vardır, yani başkasının size anlattığı bir aşk masalı sizinkiyle aynı olmaz, olamaz, doğanın kuralına aykırı. Çünkü aşk biraz da insanın karakterine, ve biraz da şansına bağlıdır, yani kimin aşık olduğunun ve kime aşık olunduğunun bir önemi vardır. Peki asıl can alıcı soruya gelirsek; ilk karşımıza çıkan insan hayatımızın aşkı mıdır? Öyle mi olur her zaman? Çoğunluğunuz eminim ki bu soruya tabii ki hayır diye yanıt verdiniz, ancak burada bunu söyleyen sizlerin önemli bir kısmı eminim ki aşık olduğunda bu kadar mantıklı düşünebileceğini sanmıyorum, bunu başarabilenler açıkçası hayatta daha mutlu oluyorlar, bunu biliyorum.
Karşımıza çıkan ilk kişiyi, ya da gördüğümüz, aşık olduğumuz bir insanı hayatımızın vazgeçilmezi, aşkı sanabiliyoruz. Bu sizin de başınıza gelmiştir. Aslında böyle olması gayet normal, çünkü eğer siz ilişkilere yüzeysel bakmıyorsanız, evliliğe kadar giden bir yolda ikinizi düşünürsünüz, bu normal ve makbul olanıdır ilişkilerde esasında. Kendinizi bu aşk için paralar, heba edersiniz, bildiğiniz gibi aşk her zaman mutluluk getirmez, hatta acısı kattığı hoşluklardan daha fazla olabilir. Ama insan bile bile neden acı çeker sorusuna mantıkla yaklaşıp bir cevap vermek güç, çünkü aşkta maalesef mantık yoktur, olsa aşk aşk olmazdı herhalde. Aşık olduğunuz için pek çok şeyi göze alırsınız, hayatınızın anlamı o olur, onsuz nefes alamaz gibisinizdir, bunlar aşkın tipik insan üzerindeki etkileridir; ama hiçbir zaman aşk uzun süreli olmaz bildiğiniz gibi, bir gün mutlaka biter, ve bu gün çok uzakta değildir. Onsuz olamayacağınızı düşünürsünüz ya, öyle değildir işin aslı, aşkınız bittiğinde, aradığınız kişinin o olmadığını anladığınızda her şeyi daha iyi anlar, gerçekte bir başkasının da aradığınız kişi olabileceği aklınıza gelir.
Peki neden bunları yazıyorsun diye soracak olanlarınız varsa söyleyeyim; bu dertten muzdarip çok insan var, o yüzden bu konuya ufak da olsa eğileyim dedim, ama emin olun işin ayrıntısına teğet geçtim, yoksa sayfalarca yazmam gerek, geniş bir konu nitekim. Zamanım olunca yine bu konularda yazacağım, yorumlarınız olursa beklerim...
« Önceki ::