Son Yazılarım
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
MSN'de Engellileri Görme Diye Çıkan Saçma Sapan Programlara ve Sitelere Son Diyorum Evet evet son yanlış duymadınız
Msn de Engelleyenleri görmek Programsız olarak bu kadar basit bi yöntemle Oluyor....
Örneğin: MSN Kişi Listeniz'den birine sağ tıklayıp Görünüm'den Profil'e girin sonra solda Profil Ayrıntıları'na girin
Eğer açılan sayfada Web Görünümü ile Messenger Görünümü varsa kişi sizi engellememiştir.
Eğer sadece Web Görünümü varsa kişi sizi engellemiştir.
Evet
arkadaşlar, gerçekten de işe yarıyor. Sonunda silinenleri görmek
dışında bloklandığınızı da görebiliyorsunuz artık, açık bulundu.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (9)
Yorum yaz!
Töre uğruna işlenen cinayetleri hemen her gün TV ekranlarından, gazete sayfalarından görüyor, okuyoruz. Ve maalesef gerekli önlem alınmıyor, alınamıyor ve töre cinayetleri hız kesmeksizin devam ediyor. Töre cinayetleri toplumumuzun kanayan bir yarası, ve sürekli deşildiği için yara hiç kapanmıyor, kabuk bağlamıyor. Aslında bu cinayetlerin önüne geçilmesi toplum olarak biraz da bizim suçumuz olsa gerek. Doğuye yeteri kadar eğitim veremedik, sosyo-ekonomik yönden gelişmelerini sağlayamadık ve insanlar 'namus' bayrağı altında katliamlar yapıyor.
Bugün bu konuya değinmemin sebebi gazetede okuduğum bir haber üzerine. Dicle Üniversitesi'nden bazı araştırmacılar, "Töre ve Namus Adına Cinayet İşleyen Suçlu ve Zanlıların Sahip Oldukları Toplumsal Değer Yapıları, Aile İlişkileri ve Kişilik Özellikleri ile Bunların Sosyo-Ekonomik Analizi" başlıklı bir araştırma yürütüyor. Bu araştırmanın sonucu ise bu sorundan daha uzunca bir süre kurtulamayacağımızı gösteriyor. En hazin çıkan tablo ise şu: Araştırmalarda 51 suçludan sadece 3'ü bu konuda pişmanlığını dile getirmiş, yani bir insan öldürdüğü için pişman olan sayıya bir bakar mısınız?
İşte araştırmayla ilgili birkaç alıntı sizlere:
"Kadınlar genellikle silah, zehir, çoğunlukla bıçakla öldürülüyor. Hem de onlarca darbeyle ve özellikle çocukların gözü önünde. Böylelikle kız çocuklarına, gelecekte aynı şeyi yaptıklarında başlarına gelecekler, erkek çocuklarına da görevleri öğretiliyor. Mahkûm babasını ziyarete gelmeyen çocuk yok. Namus meselesi çevrede duyulmamışsa intihar süsü vererek öldürmeyi tercih ediyorlar."
"Namus-töre cinayeti mahkûmları arasında tüm sosyo-ekonomik gruplardan, eğitim düzeyinden kişiye rastlamak mümkün. Görüştüklerimizin en genci 16, en yaşlısı 75 yaşındaydı. Mahkûmların hepsi, kadın bedeni-teninin kutsal olduğunu, namusu temsil ettiğini düşünüyor. Bu yaklaşım, mistik Doğu felsefesiyle uyuşmuyor. Görünür olanla Batı toplumu ilgilenir. Pişman mısınız, sorusuna 51 mahkumdan üçü 'evet' dedi."
"Dedikoduyu duyar duymaz öldürdüm, diyene rastlamadık. Hepsi iddiayı ispatladıktan sonra kadını öldürmüş. Çoğu dedikoduyu direkt duymasa da hissediyor. Cuma namazında cemaatın kendisini görmezden gelerek mesaj verdiğini söylüyor."
"Kızını öldüren baba (75, Siirt Cezaevi): İtibarımı, şerefimi, haysiyetimi kurtarmak için geçen yıl kızımı öldürdüm. Çevremde sözü dinlenen, saygı duyulan bir adamdım. Ama kızım gayrimeşru bir ilişkiden hamile kaldı. Kim olduğunu öğrenmek için çok zorladım, söylemedi. Onu da öldüreceğimi biliyordu çünkü. Alnımı yere eğdirdiği için ona öfkem hiç dinmeyecek. Kızımdan bu dünyada da öteki dünyada da davacıyım. Kızımı çok severdim (ağlıyor)."
Ve son olarak sormuşlar özetle mahkuma:
Bir kadın için namus nedir?
- İffetini korumasıdır.
Bunu korumazsa öldürülmesi gerekir mi?
- Elbette. Öldürmenin dışındaki hiçbir şey bunu temizlemez.
Töre cinayetlerini haklı buluyor çoğu, kendilerince haklı gerekçeleri de var. Ama bir insanın canını almanın ne büyük günah olduğunu bu din onlara öğretememiş ne yazık ki.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
"
Hurriyet.com.tr ‘nin dev anketi sonuçlandı. 463 bin 68 kişinin yalnızca
bir kez oy kullanabildiği 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganı atılması sizce
doğru mu yanlış mı?” ve "Hrant Dink için Fatiha okunur mu okunmaz mı?"
anketleri katılım sayısı olarak Türkiye rekoruna imza attı."
Fatih Çekirge
Hürriyet'in internet sitesi, sonuçları bugün açıklanan bir anket yaptı dün. Oylamanın sonucunu tartışmak için bu konuyu bloguma taşımadım. Amacım bir yanlışı göstermek; bunun için ayrıca Hürriyet Okur Temsilcisi'ne de bir mail attım.
Çekirge'ye göre ankette herkes tek bir oy kullanabilmiş. Oysa bu doğru değil. Ben şahsen 3 kez oy kullanabildim; istesem daha da fazla ankette oy kullanabilirdim. Bunun için de varolan ADSL bağlantımı yenilemem yeterli olurdu. Konuyu açacak olursak; her internete giren kullanıcın bir IP (Internet Protocol) adresi vardır ve bu server'larda sabit, ev kullanıcılarında da dinamik yapıdadır. Sabit olanlar için bir sözüm yok ama dinamik IP kullanan pek çok kullanıcı, ADSL bağlantısını sağlayan modemini açıp kapamak suretiyle yeni bir IP adresi alarak oylamaya tekrardan katılma hakkı elde ediyor. Ve eminim ki oylamanın yönünü değiştirmek isteyen pek çok okur, anketin gidişatını değiştirmiştir. O yüzden bu anketin güvenirliği tartışmalıdır ve su götürmez değildir.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5836552.asp?gid=112
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Nazi Almanya'sının yenilmesi başlı başına bir konu ve daha da geçmişe bakmadan bu konuyu anlamamız mümkün değil. Çünkü tarih birbirine bağlı olaylarla gelişir. Adolf Hitler'i ortaya çıkaran Versay Antlaşması'ydı. Bu antlaşmada Paris Barış Konferansında 1919 yılında 1. Dünya Harbi sonunda imzalandı; Almanya ağır bir yenilgi almıştı ve bedelini çok ağır ödettirdi itilaf devletleri. Osmanlı bildiğiniz üzere zaten dağıldı; Almanya ise bu antlaşmanın getirdiği zorunlukluk ve yaptırımlarla uğraşmaya başladı; sonunda da etki tepkiyi doğurdu ve piyasaya Adolf Hitler çıktı; böyle bir ortamda filizlenip büyümesi çok sürmedi ve sonunda demoktarik bir yöntemle ülkenin başına geçti. Yani halk ne eylerse güzel eyler sözü pek doğru değil; akabinde yönetimi ele geçirip Führer oldu; artık faşist bir yönetim hakimdi Almanya'da. Ama Almanya'nın milli ordusunu Faşist Almanya'dan farklı değerlendirmemiz gerekiyor, çünkü ikisi farklıdır. Hitler döneminde soykırım sözcüğü lügatımıza girmiştir; soykırım 2. Dünya Harbi'nde Yahudiler'e karşı acımasızca uygulandı ve milyonlarca Yahudi öldürüldü; pek çoğu da daha Batı'ya (ABD'ye) ve Türkiye'ye kaçtı. İlginçtir ki Yahudiler'e tek dokunmayan, sahiplenen de bizim yüce ulusumuz olmuştur.
Hatta Hürriyet Gazetesi yazarı Özdemir İnce İsrail Lübnan Savaşı münasebetiyle köşesinde bir yazı yazmıştı; diyordu ki: "Bugün ABD'de Ermeni Soykırımı yasa tasarısı neden geçmiyor sanıyorsunuz? Bunca yıl Ermeniler neden bu ülkede bu yasayı çıkarmayı başaramadı? Çünkü Yahudiler bunu engelliyor. Ayrıca 1. Dünya Harbi'nde bizi Araplar gibi de arkamızdan vurmamışlardır." Katılır ya da katılmazsınız, ama bunlar boş laf değil bana kalırsa.
Devam edecek olursak, ABD savaşa bir türlü giremiyordu. Çünkü kamuoyunu ikna edememişti; Amerikan halkı bu savaşı Avrupa'nın iç sorunu olarak görüyordu. ABD ise savaş mühimmatı satmakla (Müttefiklere) yolunu buluyordu ancak bu yetersizdi. Büyüyen ABD için Avrupa ve Ortadoğu'ya açılınması şarttı. Pearl Harbor baskını da bir anda patlak verdi; Japon savaş uçakları bu küçük adaya ABD donanmasını yakmak üzere saldırdılar ve Amerika büyük bir kayıp verdi. Ardından ABD bunu savaş sebebi sayarak harbe katıldı; kamuoyunu ikna etmek artık çok kolay olmuştu çünkü. Bu bir rastlantı mıdır yoksa gerçekten bu Japon baskını'na ABD göz mü yummuştur, yorumu size bırakıyorum; belki sadece bir rivayet.
ABD savaşa girdikten sonra zaten savaşın seyri Müttefikler lehine değişmeye başladı, ve zaten Rusya'ya saldırmak gibi bir hata yapan Almanya, ABD ile daha fazla uğraşamadı. Rusya'ya girdiğinde oranın hava koşullarına ayak uyduramadı ve cephanelerinden uzaklaşmaya başladılar, bu onlar için öldürücü oldu. Artık atak yapan değil savunan bir Almanya'yı izleyecektik; uzun bir süre savunmada kaldılar. Stalingrad cephesi önemlidir; burası çok el değiştirmiş olsa da savaşın seyrini değiştiren bir yer olması bakımından önemlidir. Stalingrad'dan sonra Almanya geri çekilmeye hızla devam etmiş ve sonunda Berlin kuşatılmıştır. Adolf Hitler git gide yalnızlaşıyordu, hala Almanya'nın kurtulacağını umuyordu ama etrafları sarılmıştı artık. Ve karısı çocuklarına ilaç içirerek çocuklarını öldürdü; daha sonra da Adolf Hitler karısıyla beraber intihar etti. Cesetleri ise vasiyetleri üzerine yakıldı ve düşman kuvvetinin eline geçmedi. Yani Adolf Hitler'in ölüsünü bile ele geçiremedi müttefikler.
Bu savaş elbette bir son değildi; Avrupa Birliği bu savaştan sonra doğdu; kuruluş amacı Almanya'ya karşıydı; ama şimdiyse çok daha farklı, ekonomik ve siyasi yönlü bir topluluk haline geldi ve amacından çıktı. Birleşmiş Milletler de bu savaştan sonra kuruldu ancak BM'nin (UN - United Nations) kendi içindeki adaletsizliği üzerinde nedense çok durulmadı. 5 ülkenin veto etme hakkı vardır kararlar alınırken. Bu 5 ülkeden herhangi biri bir tasarı üzerine red cevabı verdiğinde BM felce uğramış oluyor; ve biz bu BM'ye güveniyoruz. İsrail-Lübnan savaşında ABD'nin neler yaptığını, BM'nin kendi çalışanlarını öldüren İsrail'i bile kınayamadığını biliyoruz bu sebepten. BM, gerçekten çok tartışmalı bir kurum.
Savaş sonrası soğuk savaş da patlak verdi; ABD ve Rusya güç gösterisinde bulundu. Hatta Rusya uzaya Sputnik adlı uzay aracını gönderdi; uzaya ulaşmak o zamanlar liderliğin kimde olduğunu göstermesi açısından önemliydi. Ancak ABD, Neil Amstrong'lu Apollon 11 aracıyla Ay'a ayak bastı. Ve bir adım öne geçti ABD. Ancak bugün gazetelerdev ve TV'lerden öğreniyoruz ki ABD belki de Ay'a hiç ayak basmadı; hepsi aldatmaca. Çünkü bir bilim adamı geçenlerde NASA'dan bu fotoğrafları istemiş ama koskoca NASA bu fotoğrafları kaybettiğini söylüyor, inanabiliyor musunuz? Mesela bazı resimler var, ABD bayrağı Ay'a dikilmiş fakat bayrak dalgalanıyor; bu mümkün mü? Uzayda hava yok ki, nasıl bir bayrak dünyadaki gibi dalgalanabilir? Ya da uzay aracının gölgesinde kalan astoronotlar nasıl olur da bu kadar net seçilebilir? Oksijenin olmadığı Ay'da gölgelerin simsiyah olması gerekmez mi? Ayrıca Neil Amstrong'un Ay'a bastığı yerlerde çukurlar o kadar derinken neden koskoca uzay aracının ağırlığı hiçbir iz bırakmamıştır yere? Bunun gibi pek çok iddia ortalarda zaten dolaşıyordu, ancak orijinal fotoğrafların kaybolduğunu NASA'nın açıklamasından sonra iyice dünya şüpheye düştü.
Nerden nereye atladık değil mi? Sonuç olarak Naziler'in nasıl yenildiğini özetle böyle anlatmış olduk; elbette işin ayrıntısında çok daha farklı şeyler vardır. Bu savaş Almanya'yı da ikiye bölmüş ve Doğu-Batı Almanya ikilemi ortaya çıkmıştır. 90 yılında bu iki Almanya birleşmiş ve bugünkü Federal Almanya ortaya çıkmıştır.
Almanların bu savaştan sonra Nazi dönemini unutmak için her şeiy yaptığı bilinir. Gamalı haçı bulundurmak, üzerinde taşımak çok ağır bir suçtur Almanya'da. Hatta geçen dünya kupası Almanya'daydı. Almanların takımlarını desteklerken bayraklarına sarılması, güçlü şekilde takımlarını desteklemesi bile bazı kafalarda soru işareti oluşturmuştu: Acaba Alman milliyetçiliği tekrar mı hortluyor diye? Sonuç olarak Nazi döneminde milliyetçilik fazlasıyla abartılmış ve ırkçılık dahilinde Faşist bir yönetim başa gelmişti. Saf-kan bir ırk yaratmak Adolf Hitler'in nihai hedefiydi, ama başaramadı.
Tarih'in tekerrürden ibaret olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor, çünkü dün yaşanılanların yarın başka formatta karşımıza gelmeyeceğine kimse garanti veremez. Dünya savaşlardan kurtulamadı, bir şeylerin değişmesi için neden illa savaş olması gerekiyor? Savaşsız dünya değişemiyor mu? İnsanlar illa birbirini mi yemek durumunda? Savaşın olmadığı bir yıl yoktur dünyada. Asya'da yoksa Amerika'da vardır, orada da yoksa Afrika'da. Bu böyle devam ediyor. Ama ne yazık ki olan masum insanlara ve çocuklara oluyor bugün Lübnan'da olduğu gibi. Nihayetinde savaş bitmiş, ateşkes sağlanmışsa da akıl almaz bir şey var ortada: İki taraf da zafer kazandığını iddia ediyor. İsrail Hizbullah'ın gücünü düşürdüğü için, Hizbullah ise İsrail'e karşı iyi bir güç olduğunu dünyaya gösterdiği için zaferini ilan etti. Peki ya Lübnan'daki milyar dolarlık kayıplar ne olacak? En önemlisi 1000'den fazla kişinin yok yere canından olmasının hesabını kim verecek?
Ahmet Altan'ın geçen haftalardaki bir yazısında bir şey söylüyor; gerçekten öyle yerinde ve güzel ki: "Acaba savaşı çıkaran ulusların önderleri; savaşa en ön cephede oğullarını gönderseler, bu kadar istekli olabilirler miydi savaşmakta?"
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Gün geçmiyor ki ilginç tartışmalarla karşılaşmayalım. Bugün de güzel bir konu bulduk ve bunu sizlerle paylaşalım istedik:
Soru: Bugün dergiyi alırken bir şeyi farkettim ve komiğime gitti. Aynı
zamanda da merak ettim. Derginin fiyatı 5.99YTL. Acaba neden 6YTL
yazmak yerine 5.99YTL yazılmış? Yanlış anlamayın sadece meraktan sordum.
Benim Cevabım: Göze öyle güzel hitap ediyor da ondan :) Bu pazarlama taktiğidir;
pazarlama kuralı der ki insan psikolojisi 0,99 u 1 e göre bayağı az
algılar ilk görüşte, aslında arada 0,01'lik fark vardır ama sonuçta
algılama farkı var; o yüzden sırf Chip değil, pek çok yerde bu şekil
uygulama görürsünüz.
Cevap (Ecevit Bıktım/Chip Dergisi): CHIP ne kadar
6 YTL
oo pahalı
CHIP Ne kadar
5 küsür
aa iyimiş fiyatı
böyle de düşünebilirsiniz. :)
Şaka
bir yana. Bilmediğiniz bir olay var. Avrupada tek bir kuruşun bile
hesabı yapılıyor. Örneğin 5.99 Euro olan bir dergide 6 Euro verilmişse
o 1 cent in geri verilmesi bekleniyor. Bu 1 Cent i geri alıyorsunuz da.
Almanlar
bunu çok yapıyor. Hatta bazı evlerde koca bir şişe vardır o 1 cent'ler
oraya atılır. Kumbara misali. Şimdi gülebilirsiniz. Ama 1 senenin
sonunda çok ciddi bir rakkam ortaya çıkar ve o bankada bozdurulur.
Kendiniz
deneyin alışveriş yaparken. Fark ettiniz mi satıcı hep fazla alır.
Özellikle süpermarketlerde 5.02 YTL hemen 5.1 YTL olur. Bu onun için 1
günde çok iyi para eder.
Örneğin 3 ü bir arada kahve 18 kuruşa var. 3 tane aldın mı 54 kuruş eder. O 60 alır.
1
Günde 3000 tane sattı mı fazladan 60 YTL kazanır. Bu ayda 1800 YTL
yapar. Kasada asgari ücretle çalışan 3 kişinin maaşı hiç yoktan çıktı :)
Birçok kişi için önemsiz. Ama ekonomimiz için o 1 kuruşun hesabı yapılmalı bana göre.
* Yani bir kuruşun bile hesabı var arkadaşlar, hafife almayın ve hakkınızı arayın.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!